60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

2 Nisan 2013 Salı

Boş Dondurma Külahları

Yıllar geçtikçe yaşlanıyoruz; sürekli bir şeyleri kaybediyoruz. İster bu durumu kabul edelim; isterse görmezden gelelim ! Belleğimizdeki eski yüzler zamanla bir bir soluyor. Kimisini unutuyoruz, kimisiniyse aklımızın bir köşesine kazıyoruz. Bazılarıyla bir ömür daha sohbetimiz sürüyoruz. Bazılarınıysa hemen ertesi gün aklımızdan çıkarıyoruz. Ama sanırım çocukluk anılarımızda yer eden insanlar hiç unutulmuyor.

Ben kendimin şanslı bir çocukluk geçirdiğini düşünüyorum. Şimdi yetişen nesillere bakıyorum da.. Tek dertleri teknolojik eşyalar. Cep telefonları, iPhone'lar, vs. Oysa ben küçükken öyle şeyler yoktu. Apartmanın arkasında top oynardık. Hem de saatlerce !! Her zaman kaleci ben olurdum. Bazen top yan bahçeye kaçar, birkaç çiçeğe zarar verirdi. Oranın apartman görevlisi de o zaman bize vargücüyle bağırır; fütursuzca tehditler savurur ve iki bahçe arasındaki tuğlalara bir bir basarak bizim bahçeye doğru koştururdu. Biz de hemen yandaki pastaneye kaçardık. Arkadaşımın babası işletiyordu orayı. Acil durumlardaki yegane sığınağımızdı. Susadık mı ? Hemen koşar arkadaki mutfakta bulunan musluktan su içerdik. Aynı bardağı kullanır, dert etmezdik.

Bazen de öbür yanda bulunan komşu apartmanın bahçesinde top oynardık. Olmadı saklambaça talim ederdik. Yan apartmandaki kızlar da katılrdı oyuna. Orada bulunan bahçe, bizimkisine oranla daha karmaşık bir yapıda olduğundan saklambaça müsaitti. Saklanacak bir sürü yer vardı. Bambaşka bir dünya vadeden davetkar bir bahçeydi !!

İşte yine öyle güzel bir çocukluk gününde yan bahçede top oynarken çekilen sarhoş bir şut neticesinde top mahalle dondurmacısının deposuna kaçmıştı. Dondurmacının alt katı depoydu ve o leziz çikolatalı dondurmalar orada hazırlanıyor ve saklanıyordu. O gün bir nedenden bahçe kapısı açık kalmıştı ve ben bu hazineye yakından tanıklık etmiştim. İyi ki de topu alma görevi bana düşmüş..

Hiç unutmuyorum, önce çekine çekine depodan içeri kafamı sokmuş daha sonrasında da karşımda beliren iki dondurmacıyı fark etmiştim. İkisinin de üstünde her zamanki temiz pak beyaz önlükleri asılıydı. Topu almaya geldiğimi gören mekanın sahibi bana yönelip "Bir daha olmasın, yoksa topunuzu keserim" demişti. Çok klişe bir replik; ama gerçekten bu repliği deneyimlemiş birisiyim. Sesinde -asla- tehditkar bir hava yoktu. Sadece daha dikkatli olmamızı istiyordu. Yılların verdiği yorgunlukta bunda etkiliydi sanırım.

Hem ona nasıl gücenebilirdik ki ? Çocukluğum dendi mi aklıma ilk ya o pastane ya da o dondurmacı gelir. Mekan sahibi her zaman gülen yüzlüydü. Arkadaşlarla toplaşır dondurma almaya giderdik. Akşamları da bir posta, aile ile gidilirdi. Ve hiçbir zaman karnımız ağrımazdı ! Yıllar geçse de lezzeti hep aynıydı. Ben her zaman meyveli dondurma yerdim. Ama nefis çikolatalı dondurmasının da hakkını yememek lazım ! Küçük bir dükkandı. Bir yanda bozuk televizyonu açık olur, puslu ekrandan haberleri izler dururdu. Hep düşünür dururdum; bunca büyük dükkan arasında el kadar ufak bir yer nasıl ayakta durabiliyor diye. Sanırım sırrı, işini hakkıyla yapması ve lezzetli kağıt helvalarıydı. Dürüst insan her daim kazanır. Benim bu hayatta öğreniğim yegane şey budur.

Yıllar geçti. Önce pastane kapandı. Sonra arkadaşlar uzaklara gitti. Mahallenin her yanını arabalar sardı. Haliyle top oynayan çocuklar bir bir azaldı. Bizler de büyüdük bu sırada. Ve sıra taşınmaya geldi. Yıllarca oturduğum semte bir gecede veda ettim. Sırtımda tek bir çantayla.. Ama hiçbir zaman oradan kopmadım. Fırsat buldukça ziyaret ettim ve tabii o harika dondurmacıdan dondurma yemeye devam ettim. Sanırım en son geçen yaz orada dondurma yemiştim. Bugün haberi geldi. O babacan, hayatdolu, sapasağlam adam birkaç gün önce vefat etmiş. Güzel bir insana veda etmek her zaman zor oluyor ve ben hiçbir zaman vedalaşmayı beceremedim. Elimden sadece dua etmek geliyor bu noktada. Allah nurda yatırsın seni, iyi insan. Koca yürekli dürüst adam.

Şimdi ben elimdeki boş külahlarla ne yapacağım ?

7 yorum:

  1. allah rahmet eylesin, ne güzel hatırlıyorsun bak, umarım bizi de birileri böyle sevgiyle hatırlar.
    gidenin arkasından üzülüyor insan, sonra bi de kendine bakıp üzülüyor. yıllar bu kadar çabuk geçsin istemiyorum hiç, çocukluğumu da özlüyorum bazen. 30'umu geçtikten sonra daha iyi anlamaya başladım bu hisleri.
    yeni çocuklar çok umudumu kırıyor benim, barbar kocamın yeğeninin robin hood'u hayatında duymadığını farkettim geçenlerde, çok canım sıkıldı. anca disney yeniden filmini falan çekecek de bunlar seyredecek. oturup dertlendik sonra karı-koca, biz küçükken canımız sıkılınca atlas karıştırır, ülkelerin bayraklarına bakardık. bizim küçük yeğen yunanistan'ı gösteremedi haritada.
    çok bozuluyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne güzel demişsin: "biz küçükken canımız sıkılınca atlas karıştırır, ülkelerin bayraklarına bakardık." Ben de küçükken aynılarını yapardım. Bir de tabii eşsiz ansiklopedinin altını üstüne getirirdim. Belki geri kafalı görüncem ama bence yokluğun kendine has değeri var. O zamanlar ne bilgisayar vardı ne cep telefonları. Bilgiye ulaşmak o kadar kolay değildi. Belki de bu yüzden bizler atlaslara gömülüyor, bayraklara ülkelere bakıyorduk. Şimdi öyle değil tabii. Merak denen şey kalmamış. Bilgi ise saniye uzaklıkta. Çocuk hemen cep telefonundan internete giriyor ve bakacağı bilgiye kolaylıkla ulaşıyor. Sanırım o öğrenme aşkını gelecek nesiller kaybediyor ne dersin :/

      Sil
    2. ay evet, o kadar haklısın ki. canın sıkılmasın diye yaratıcı olmak zorundaydın o zamanlar ya da oturup kitaba ansiklopediye gömülürdün.
      ayrıca bilgiye saniyesinde ulaşıyorlar da ne oluyor, bahsi geçen küçük yeğen çin halk cumhuriyeti'ni türkiye'nin ege denizi tarafında komuşusu zannediyor. öğrenme aşkı yok, ilgi yok, merak yok. bunların yokluğu da çok acıklı oluyor işte.

      Sil
  2. ay üzüldüm gerçekten, Allah rahmet eylesin.
    Sanki dondurmacılar böyle güler yüzlü olmalı değil mi? Bizim de mahallede böyle bir dondurmacı var, hala da açık. Geçen biraz ötesinden geçtiğimde kekimsi bir koku her yeri sarmıştı; ilerleyince fark ettim kornet yapıyorlar onun kokusuymuş. İşte yazın kokusu o bana göre :) Belki de çocukları devralır, sonra sizin çocuklarınız da oradan yerler. Bir başka nesle devreder kendini..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yazın kokusu kesinlikle o kornet kokusudur. Sonuna kadar katılıyorum :) Umarım başka nesle devreder kendini. O güzel günleri gelecek nesillerinde yaşaması lazım bence.

      Sil
  3. Çok güzel bi yazı olmuş.Allah rahmet eylesin. Ben de bi bakkal torunuydum, günümüzün çoğu evin altındaki bakkalda geçerdi.Dedem bakkaldan yediğim herşeyden sokaktaki arkadaşlarıma da verirdi.O yüzden pek bi sevilirdi.Dedem öldü, bakkal kapandı.O geldi aklıma bu yazında.Allah hepsini nur içinde yatırsın:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah hepsine gani gani rahmet eylesin. Bizim eski mahalledeki bakkal da geçen sene vefat etti. Kanserden kaybettik onu da.

      Sil