60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

8 Kasım 2012 Perşembe

The Cabin In the Woods (7/10)


Bu yılın en iddialı korku yapımı "The Cabin In the Woods"un vizyona girmesini iple çekiyordum. Bekledim, bekledim (yapım şirketi maddi sorunlar yüzünden filmi vizyona gecikmeli olarak sokmak zorunda kaldı) ve şansızlık o ki en sonunda (benim oldukça yoğun olduğum bir dönemde) ülkemizde vizyona girdi. Tam da içimden "Belki birşeylerden fedakarlık eder, filme zaman ayırabilirim" diye geçiriyordum ki filme giden bir arkadaşım film hakkında ciddi olumsuz yorumlarda bulundu ve kendisinin film boyunca zerre korkmadığını ifade etti. Bu önemli bir tespitti, zira bu yorumu getiren kişi korku filmlerinden ciddi anlamda korkan bir kimse. Yani o bile korkmadıysa benim gibi iflah olmaz bir korku tutkunu filmde ne bulabilirdi ki ? Bunun üstüne dar zamanımda filme yer ayırmadım, dvdsinin çıkmasını bekledim. İyi ki de öyle yapmışım. Zamanımı boşu boşuna ayırmamışım. Peki bu filmi neden sev(e)medim ? Öncelikle isterseniz filmin iyi yönlerinden bahsedeyim.


Filmin en büyük artısı 70'li ve 80'li yılların kült korku filmlerine göndermelerde bulunmasıydı bence. Yönetmen, ustaların ustası Romero'nun zombi filmlerine, Hellraiser'a, Texas Chainsaw Massacre'a, Evil Dead'e ve daha birçok kült korku filmine selam çakmış. Eh bu da tabii korku tutkunlarının ağzını sulandıracak bir hamle. Hoşuma gitmedi değil. Ama korku sinemasına hakim olmayan kimseler için de bu detayların bir önemi olduğunu sanmıyorum. Bir diğer hoşluk da, filmin korku sektörünü ve biz korku seyircisini tiye alıyor olmasıydı. Film boyunca kameraların arkasında yaşananları izleyen adamlardan ne farkımız var ki aslında ?


Her ne kadar senaryo bizlere "orjinal fikirler" sunma iddiasında olsa da film bir yerden sonra kopuyor ve inandırıcılığını yitiriyor. Yerini adeta bir "freakshow"a bırakıyor. Son on beş dakikayı tanımla deseniz "sirk"ten farksızdı derdim herhalde. Onca "orjinal görünme isteği"ne rağmen filmin başında kartalın uçarken bariyere çarptığı sahne filmin profesyonel yapısını yerle bir ediyor. Zira o sahne olmasaydı eminim sonlardaki motor sahnesi çok daha beklenmedik ve ürkütücü bir hal alacaktı. Oysa yönetmen spolier'ı daha filmin ilk on dakikasında gözümüze sokuyor. Bir diğer rahatsız olduğum husus da diyalogların zayıflığı. Evet, korku filmlerinde genelde alt metin olmaz. Diyaloglar basittir. Ama bu filmin son beş dakikasında hayatta kalanlar arasında geçen diyalog o kadar yavan o kadar anlamsızdı ki.. Yönetmenin zekasından şüphe ettim bir an.


"Alien" filminin unutulmaz yıldızı Sigourney Weaver'ın filmde şöyle bir görünüp gitmesi de gereksiz bir detay olmuş. Zaten filmin en büyük sorunu, yaptığı sayısız referansların içinde kendi orjinal senaryosunu unutuyor olmasıydı bence. Sırf bizlere "Aaa Alien'daki kadın" dedirtmek ve daha sonrasında gelecek olan zayıf finali bizlere daha rahat kakalamak için Weaver tam anlamıyla kullanılmış. Gerçekten çok trajikomik bir andı. Başta dediğim göndermeler her ne kadar kulağa hoş gelse de bir süreden sonra film bu referanslar içinde kayboluyor. Sanki yönetmen uzun metraj bir kolaj yapmış gibi. Yönetmen, filmin büyük bir çoğunluğunda "aman şu filmi de analım" fikrini benimsemiş.

Belki yılın en iyi koru filmlerinden biri olabilir, ama ne yazık ki daha fazlasını söylemek iddialı kaçar. Çünkü bu filme gelene kadar izlenmesi gereken daha yüzlerce sıkı korku filmi var. Son bir şey daha. Bu filmi korkmak için izleyeceksiniz başka birşeyler deneyin zira bu filmde korku hariç ne ararsanız bulabilirsiniz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder