60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

14 Haziran 2012 Perşembe

3:10 to Yuma (8/10)


Beni bilenler bilir, kovboy filmlerini pek severim. Konuları üç aşağı beş yukarı her daim biribirne benzese de bu tür filmlerin kendine has bir çekiciliği olduğunu düşünüyorum. Evet, hep iyi adamlarla kötü adamlar çarpışır sonucunda da iyiler kazanır filan. Ama nedense bana hep çekici gelmiştir kovboy filmleri. Hele ki Leone'nin spaghetti western türündeki kovboy filmleri.. Tüfekler, içinde her daim kavga çıkma potansiyeli taşıyan izbe barlar, güzel cancan dansçısı kızlar, çeşit çeşit altıpatlar, talihsiz posta arabaları ve tabii asi aygırlar. Elli defa izlesem gene de sıkılmam gibime geliyor. Nitekim Leone'nin en ünlü filmlerinden "İyi, Kötü, Çirkin"i abartısız yirmi defa filan seyretmişimdir. Ama bir sefer bile "üf"lemedim. Hep soluğumu tutarak seyrettim.

2007 yapımı "3:10 to Yuma"nın adını sürekli duyuyordum; ama ne yazık ki izleme fırsatı bulamıyordum. Sonunda filmin kendisini seyretme fırsatına eriştim ve diyebilirim ki tadı damağımda kaldı ! Aslında yeni bir film değil "3:10 to Yuma". 1957 yapımı filmin bir yeniden uyarlaması. O zamanın fırtına gibi esen aktörleri Glenn Ford ve Van Heflin, bu yeni uyarlamada yerini günümüzün fırtına isimleri Russell Crowe ve Christian Bale'e bırakmışlar. Ne yalan söyleyeyim son yılların en başarılı oyuncu seçimlerinden biri olmuş bence. Zira Bale'dan nefret eden ben bile filmin sonunda "Helal olsun be adama" dedim. Öylesine iyi bir performans sergileniyor iki saat boyunca. Crowe'a deyinmeye gerek yok sanırım ? O zaten benim gözümde günümüzün en büyük aktörlerinden biri. "L.A. Confidential" filminde gözüme girmişti. "Gladiator" ile de zirve yaptı. Büyük adam vesselam !


Filmin konusuna gelince, Dan Evans maddi zorluklar içerisinde ailesini geçindirmeye çalışan "gariban" bir çiftçidir. Bir gün oğullarıyla birlikte ineklerini gütmeye giderlerken bir araba soygununa şahitlik ederler ve olaylar gelişir... Daha fazla film hakkında detay vermek istemem. Çünkü o kadar lezzetli bir film ki... Bütün güzellikleri, süprizleri filme bırakmak isterim. Birkaç cümlede bütün keyfi bozmak istemem. Ama şunu da belirtmeden edemeyeceğim. Film, sıradan bir kovboy filmi kesinlikle değil. Aynı zamanda ağır bir dramatik altyapıya sahip. Gözlerden birkaç damla yaş akmadı değil...

Not: Six Feet Under'ın Russell'ı Ben Foster'a da kötü adam rolü gitmiş hani. Hiç beklemezdim.


2 yorum:

  1. Kovboy filmi dendi mi ilk aklıma pazar sabahı klasiği geliyor :) Trt 1 de halen var mı bilmiyorum ama küçükken evde mecburi izlenirdi adlarını sanlarını hiç bilmem , oturupta ben bir kovboy filmi izlemeliyim dediğim yalnızca iyi kötü çirkin vardır o da hakkını verdi zaten o kadar saat hiç sıkılmadan izledim ama genel olarak bakınca ben de tam tersi hiç hazetmem , bi kere olur mu hiç öyle şey ya vuruyorlar falan birbirlerini sürekli hiç insancıl değil , o da bir yaşam biçimi yada yalnızca film deyip kabullenemedim gitti zaten genel itibariyle vurdulu kırdılı filmleri (haliyle ) sevmem :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Devam etmez mi yaaaa :)) İyi ki de devam ediyor. Böylelikle her pazar bir doz almış oluyoruz :D

      Vurdulu kırdılı filmlerden ben de pek hazetmem. Öyle kuru kuruya aksiyon sahneleri filan. Ama kovboy filmleri dendi mi orada dururum işte :)

      Sil