60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

1 Şubat 2012 Çarşamba

Son İstanbul'a Veda


Ben Ankara çocuğuyum. Ezelden beri. Aslında maalesef demek geliyor içimden. Hatta içimde kalmasın; "maalesef!". Kızıyorlar bana böyle deyince. Ama ne yapayım dostlar, burada ne deniz var ne de tarih. Nostalji kokmuyor. Deniz kokusu zaten yok. Martıları gördüğüm tek yer pis çayın aktığı bölgeler. Onlarında martı olup olmadığından şüphem var. Ara sıra su basıyor yolları. O zamanlar deniz hasretimizi gideriyoruz bereket versin. Her neyse.

Televizyonlarda birşey dikkatimi çekiyor. Aslında yeni bir konu değil. Bir iki yıldır sayısı fazlalaştığından olsa gerek üzerine değinmek istedim. Boy boy reklamlar. Devasa siteler. X inşaat'ın yeni projesi. Y'nin garantisinde büyük kompleksler. Vs vs... Yahu tamam İstanbul'un nüfusu gitgide artmakta. Yeni konut lazım. Anladık. Ama bu projeler kontrol altında mı ? Yani eğer bu reklamlarda gördüğümüz siteler yapılırsa İstanbul, İstanbul olmaktan çıkmaz mı ? İstanbul'un silüeti bozulacak. Sayıları o kadar fazla ki... En az yirmi tane filan vardır herhalde. E, eğer bunun önüne geçemezsek yedi tepeli şehir ne olacak ? Yedi kuleli şehir mi olacak ? Gökdelenlerin tecavüz ettiği manzaraya değinmiyorum bile. İşin bir de o boyutu var.



Biz İstanbul'a İstanbul olduğu için sevdalandık. Hem de teninde Ankara rüzgarını taşıyan biri olarak. Çocukken tanıştım yedi tepeyle. Ankara'da doğan her çocuk gibi bana da heyecan verici gelmişti bu şehir. Bir defa Boğaz'ı var ! Mavisi var ! En güzelinden yeşili ! Sarayları var. Tramvayı var ! Çın çın !! Kırmızısı unutulmaz. Şimdi ise görüyoruz Emek sineması "taşınıyor", Haydarpaşa'nın çevresi "kültür merkezleriyle" kaplanacak (yakındır onu da yıkarlar), her yere gökdelen ve devasa siteler kuruluyor. "Çılgın Proje"miz de var hamdolsun. Peki bu projelerin sonu nereye varıyor? Manhattan'a. Biz aslında İstanbul'u öldürüp yerine zaten dünyada bir tane varolan bir bölgeyi canlandırmaya çalışıyoruz. Hem de tarih kokan Osmanlı'nın başkentinin üzerine. Eski adıyla Konstantinapolis. Bizans dokusu ve Osmanlı kokusu yerini betona ve çeliğe bırakıyor desenize. Bizans dokusu dedim ya artık birileri beni psikopos ilan eder. Kötüler.



Üzülüyorum. Bu Batı hayranlığımız nereye varacak acaba ? Ama bu ezelden beri var bizde. Taa Osmanlı Döneminden kalan bir hayranlık. Batı ne yaparsa iyi. Doğu ise tuu kaka ! Düşününüz. Paris gibi tarih kokan bir başka şehrin insanları Eiffel'den nasıl rahatsızlık duymakta. Metal yığını olarak görmekte. Biz ise tam tersi kendi tarihimizi ve bizden önceki tarihi yıkıp yerine metal yığınları yığmak için çaba sarfediyoruz. Aferin bize. Torunlarımız bizlerle gurur duyacak (!)

İstanbul'a son bir defa bakmak istiyorum.Arnavutköy'de Boğaz'a karşı balık yemek istiyorum. Yeşil tepelere karşı ! Kadıköy'de yolumu şaşırmak istiyorum. Soluğu Haydarpaşa'da alana kadar ! Taksim'de boş boş volta atmak istiyorum. Sokak çalgıcılarının notaları eşliğinde. Beykoz semalarını içime çekmek istiyorum. Çevredeki ağaçların serin gölgesinde.

Ben İstanbul'u yaşamak istiyorum bir Ankara'lı olarak. Doya doya. Ve coşkuyla. Seni seviyorum İstanbul ! Yankılanan ezan sesinle, hışırdayan ormanlarınla ! Balığınla, balıkçınla ! Seni seviyorum.


 

2 yorum:

  1. Genelde Ankaralılar İzmir aşığıdır.Yani hep öyle insanlarla karşılaştım.
    İstanbul'u hiç görmemiş Ankara'ya ise defalarca gidip 'siz burada nasıl yaşıyorsunuz?' diye sormuş bir İzmirli olarak bu yazıdan sonra daha çok merak ettim İstanbul'u...

    İzmir'de güzeldir. :))

    Sevgiler :))

    YanıtlaSil
  2. Utanarak bir itirafta bulunmak istiyorum; ben hayatımda hiç İzmir'de bulunmadım :( Aslında bulundum ama çok küçükmüşüm. Ailemle gitmişim. Tabii hatırlamak ne mümkün ! Umarım bir gün yolum düşer. Sezen Aksu'nun aşık olduğu sokakları, sahilleri görmek çok isterim :)

    Sevgiler :)

    YanıtlaSil