60'lar, 70'ler ve 80'ler / Mezardaki Ses

"Ve en sonunda, göreceğin aşk, o güne kadar verdiğin aşka eşit olacaktır." - The Beatles (The End)

3 Şubat 2012 Cuma

Leonard Cohen - Old Ideas




 

Usta sanatçı Leonard Cohen'in yeni bir albümünü raflarda görmeyeli tamıtamına sekiz koca sene olmuş. Bu dönem boyunca inzivada olan Cohen aynı zamanda kötü günlerde yaşadı. Eski çalışanından tabiri caizse kazık yedi, bütün parasını kaybetti. 70'inde tekrardan yollara koyuldu. Emeklilik parası için. Uzun bir turneye çıktı. Dünyayı dolaştı. Yeni kültürler tanıdı o yaşında. Bu turne kapsamında Türkiye'de de iki gece üst üste konser verdi (ve ben kaçırdım!). Yollar ona yaramış olacak ki muhtelif zaman dilimlerinde yazdığı şiirlerinden on tanesini topladı ve stüdyoya kapandı. "Old Ideas" işte böyle bir gelişim sürecinin üründür. Depresyonun, ihanetin, yaşlılığın ve ölüm korkusunun yaşattığı derin duygular üzerine kurulu "olgun" bir albüm. Albümün ruhu da zaten Cohen'in bu "sıkıntılı" döneminin izlerini taşımakta. Onu yeniden dinlemek, eski bir dostun sesini duymak gibi. İnsan dinlerken duygulanıyor. Albüm bana şarabı çağrıştırdı nedense. Birazdan ne demek istediğimi açıklayacağım.


"Going Home"dan daha iyi bir açılış şarkısı seçilemezdi sanırım. Hoş bir müzik ve tatlı bir kadın vokal eşliğinde açılan şarkı Cohen'in davudi sesi ve zekice yazılmış sözleriyle akıp gitmekte. Şarabı yavaşça kadehimize boşaltıyoruz. Dikkatli ve nazik hareketlerle. "Amen" ise albümün en uzun şarkısı. Yaklaşık yedi buçuk dakika sürüyor. Ancak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki hissetmiyorsunuz şarkının nasıl akıp gittiğini. Şarabın rengini güzelce seyrediyoruz arkadaki naif kadın vokal eşliğinde ve şarkının enstrumantel son kısmında yavaşça kokuyu içimize çekiyoruz. Hissediyorsunuz ya ? "Show Me The Place" tatlı bir piyano eşliğinde giriyor lafa. Bakmayın tatlı dediğime. Şarkının sözlerinden hüzün akmakta. Ama fazla karamsar görünmek istemiyor Cohen. Kadehi yavaşça kaldırıyoruz ve dingin bir vaziyette yudumlamaya koyuluyoruz. Voila ! Geldik albümün en güzel şarkısına; "Darkness". Uzun zamandan beri sarhoş olmamıştım. "Darkness" bunu sağlıyor ve beni kendine sarhoş ediyor. Bu şarkı aslında Cohen'in hayatı ve ölümü kabullendiğinin bir göstergesi. Artık önünde uzun bir hayat olmadığını kendine itiraf ediyor. Belki de bu sözleri aynada kendine bakarken sarfediyor, kim bilir. Eski güzellikleri hatırlıyor. Sigarasını, içkisini ve bilimum dünyevi zevkleri. Artık onlardan fersah fersah uzak kaldığını fark ediyor. Biraz buruk. Ama ümidini yitirmiyor. Kadehi yavaşça masaya koyuyor. "Anyhow" ise 2004 yılında çıkardığı bir önceki albümündeki şarkıları anımsatıyor. Ustanın bu eserde bir şarkıdan çok şiir okurmuş gibi bir hali var. Tek istediği yeni bir kadeh şişe şarap. "Crazy to Love" ise enfes bir tat bırakıyor damakta. Kelimeler yetersiz kalıyor her yudumda. "Come Healing" ise sarhoş olma eşiğindeki bir şarkı. Melekler görmeye başlıyoruz orada burada. Bize sanki birşey söylemeye çalışıyorlar. Biz ise uzaktan gelen bir  "Banjo" işitiyoruz. Akıllarda Wim Wenders'ın "Paris,Texas"ından bir sahne. Tekrardan yola çıkma vakti. Gitmeden geride kalan sevgiliye bir ninni söylemek geçiyor içinden. Hafif bir mızıka... Hoş sözler bütünü. Ve işte "Lullaby" ! Herşeye rağmen hayat güzel. Her ne kadar "kendimizi farklı yerlerde bulsakta". "Different Sides" ile yaşlı adam şapkasını alıyor ve sessizce kapıya yöneliyor. Son bir kez masada duran boş şişeye, hüzünlü kadehlere ve sereserpe uyuyan sevgiliye bakıyor. Yüzünde bir gülümseme. "Karanlığı içen" adam geride en güzel eserini bırakarak tekrardan yollara düşüyor.

Dinlemeden Olmaz: Amen, Darkness, Banjo, Going Home


2 yorum:

  1. Yüreğinize sağlık :))

    Paris’te düzenlenen toplantıya Türkiye’den katilan Zülal Kalkandelen'in yazisi, okunmali:

    http://zulalmuzik.blogspot.com/...ir-paris-aksam.html

    YanıtlaSil
  2. Paylaşım için teşekkür ederim :) Yazıyı büyük bir zevkle okudum. Ayrıca blog da ilgimi çekti baya.

    YanıtlaSil